İzmir Gezilecek Yerler

Dünya’nın tüm güzelliklerinin toplanmış ender şehirlerinden biri olan İzmir, antik şehirleri, ören yerleri, plajları,  kaplıcaları, ılıcaları ile görülmeye değer bir şehirdir. İnsanlarının  sıcaklığı ve bağımlılık yapan güzelliği ile vazgeçilmez bir şehirdir.

Saat Kulesi: İzmir’in simgesi Kule 1901’de inşa edildi. 25 m. yüksekliğindeki kulenin saati de Alman İmparatoru’nun armağanı.

Asansör: Konak-Güzelyalı arasında işleyen caddeye çok dik yamaçlardaki evlere daha kolay gidilip gelinebilmesi amacıyla 1905’te Nesim Levi tarafından yaptırıldı. Günümüzde kültür kompleksi olarak kullanılıyor.

Tarihi Camiler: Hisar Camii, Şadırvan Camii, Kestane Pazarı Camii, Kemeraltı Camii, Salepçioğlu Camii, Konak Camii şehrin önemli camilerinden.

Beth İsrael Sinagogu: Karataş Semti’nde Sultan II. Abdulhamit döneminde 1905’te yaptırıldı.
Kemeraltı Çarşısı: İzmir’in en büyük ve eski alışveriş merkezinde keyifli bir gün geçirebilirsiniz.

Arkeoloji Müzesi: Konak’taki müzede İÖ 7. ve İS 2. yüzyıla ait Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait eserler sergileniyor.

Smyrna: Tarihi İÖ 3. bin yılına dayanan eski İzmir kenti, körfezin kuzeydoğusunda yer alan bir adacık ya da yarımadacık üzerine kurulmuştu. Ortaçağa ait Kadifekale, Basmane İstasyonu’nun yakınındaki tiyatro, Agamemnon hamamları, bugünkü adı Namazgâh olan Roma devri agorası ve yanındaki Bazilika kentin çok geniş alana yayılan kalıntılarından sadece birkaçı.

Kadifekale (Pagos): İzmir’de Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos’un körfeze hakim bir konumda kurduğu kent, bugünkü Kadifekale (Pagos) Tepesi ile tepenin iç limana bakan yamacında.

Bayraklı (Eski İzmir): İzmir Körfezi’nin kuzeydoğusunda Tepekule mevkiinde bulunan yerleşim alanı. Bayraklı’nın üst kesiminde 205 m. yüksekliğindeki burun üzerindeki yapı mitolojik kral Tantalos’un mezarı olarak biliniyor.

İzmir Kuş Cenneti: Dünyanın sayılı sulak alanlarından biri İzmir Kuş Cenneti. Gediz Deltası’nda yıl boyu 250 kuş türü görülüyor. Delta aynı zamanda Türkiye’de flamingoların Tuz Gölü’nden sonra en önemli üreme alanı; deltanın her bölgesinde, hatta İzmir Körfezi’nde flamingoya rastlanıyor. Gediz Deltası’nın biyolojik çeşitlilik açısından önem taşıyan bölümlerinden Homa Lagünü, Çamaltı Tuzlası’nın bitişiğinde. Gediz Deltası’nda Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı, mutlaka uğranması gereken bir ziyaretçi merkezi bulunuyor.

Bergama
Yabancı turistlerin en fazla rağbet ettiği köşelerden Bergama ilçesi İzmir’e bağlı. Pergamon antik kenti müzesi ve doğal güzellikleriyle ziyaretine gelenleri kendine hayran bırakıyor.

Bergama Müzesi: Pitane, Myrina buluntularının yanı sıra müze koleksiyonu ağırlıklı olarak Pergamon antik kentinin kazı buluntularını kapsıyor. Etnografik malzemeler de sergileniyor.

Pergamon: Denizden yaklaşık 400 m. yükseklikte, Bakırçay’ın iki kolu arasında yer alan kentteki en eski yerleşim İÖ 8. yüzyıla tarihleniyor. Adı dönemin yerel Anadolu dilinde kale, korunaklı yer anlamına gelen Pergamon, Hellenistik dönemde Attalos hanedanlığının başkentiydi. Kent siyasi olduğu kadar kültürel bir merkezdi; kitaplığında 60 bin eser bulunuyordu. Mısır’ın kâğıt ambargosu üzerine kendi kâğıtlarını, parşömeni icat etmişlerdi. Lucius Ampelius’un kitabında dünyanın harikaları arasında gösterdiği Zeus Sunağı da bu dönemde yapıldı. Berlin Pergamon Müzesi’ndeki sunağın kabartmalarında Gigantlar ve Olympos Tanrıları arasındaki mücadele işlenmişti. ‘Dünyanın en eski sosyalist ayaklanması’ olarak da tanımlanan Aristonikos Ayaklanması egemenlerin buyruklarıyla ezilen yoksul sınıflar tarafından krallığın Roma’ya bırakılması üzerine burada başlatıldı. Hellenistik kent Roma döneminde giderek daha görkemli bir hal aldı. Antikçağda olduğu gibi bugün de kente yaklaşan her ziyaretçinin gözüne ilk Traian Tapınağı çarpar. Roma dönemde kente kazandırılan etkileyici yapılardan yalnızca biridir o. Kentin güneybatısındaki Asklepieion, sağlık Tanrısı Asklepios’un kutsal alanı olup antikçağın en önemli şifa merkezlerinden biriydi.

Allianoi: Balıkesirli bir antikçağ yazarı P. Aelius Aristides, Hieroi Logoi adlı kitabında Allianoi’nin, Pergamon ve Hadrianothera arasında bulunduğunu söylüyor. Arkeologlar, bu tanımın bugün İzmir Bergama’da Paşa Ilıcası olarak bilinen yere denk düştüğünü ve buranın Allianoi olduğunu düşünüyor. Otuz bin metrekarelik bir alana yayılan bu termal kent şüphesiz Anadolu arkeolojisinin son yıllardaki en önemli keşiflerinden. Alanın üçte birini, kenti ikiye ayıran İlya Irmağı’nın iki yanına yayılan ve İS 2. yüzyılda inşa edilen ılıca kompleksine ait yapılar kaplıyor. Üç katlı ılıcanın oldukça iyi korunagelmesi, eşsiz mozaikleri, mimari ve yontuları Allianoi’yi benzerine az rastlanır bir termal kent yapıyor. Yortanlı Baraj Gölü’nün altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Allianoi’ye geziler ise ne yazık ki zaman zaman engelleniyor.

Kozak Yaylası: Kent merkezine 20 km. Ancak İzmir’in Bergama ilçesindeki Kozak Yaylası, altın madenleri uğruna hançerleniyor. Dünyanın en kaliteli çam fıstıklarının üretildiği, bilim insanları tarafından ‘ekolojik hassas bölge’ olarak tanımlanan Kozak Yaylası’nda altın madenciliği için 2010’unun ilk aylarında binlerce ağacın kesimine başlandı.

Türk İslam Yapıları: Ulucami, Selçuklu Minaresi, Kurşunlu Camii, Hacı Hekim Camii, Şadırvan Camii, Parmaklı Mescid, Taşhan, Tabaklar Hamamı, Küplü Hamam, Çarşı Hamamı, Bedesten Türk İslam yapıları arasında yer alıyor.

Kalem Adası 
İzmir’in Dikili ilçesinde, Garip Adası ile Bademli köyü kıyıları arasında 480 bin metrekare alanıyla Kalem Adası son zamanlarda “Türkiye’nin Maldiv’i” olarak ünlendi. Üzerine yapılan butik otelle Kalem Adası olarak ünlenen ada haritalarda geçmiyor.

Kalem Adası 
Antik dönem tarihçisi Strabon’un Ege’deki Aiolis bölgesinde bulunan Arginussi adıyla andığı üç küçük ada grubu içindeki Kalem Adası İÖ 1200 yıllarına uzanan tarihi izler taşıyor. Arginussia üçlüsünün öbür ikisi; Garip ve Güvercin adaları. Adalar haritalarda Garip Adaları adıyla anılıyor. Kalem Adası anakaranın yalnızca 450 metre açığında, Yunanistan’ın Midilli Adası’na uzaklığı ise 13 deniz mili. Uzun kumsalıyla (450 metre) göz dolduran Garip Adası’na Kalem’den yüzerek geçmek mümkün. Kalem Adası, üzerinde taş işçiliğiyle yükselen, şato görünümüyle yaklaşık 35 bin metrekare alana yayılan butik otel yapılmasıyla duyuldu. Turizmin doğayla buluşmasının az rastlanır örneklerinden biriydi bu. Otelden çevreye uzanan taş yollar bir yanda Bademli’nin türkuvaz sularına, öte yanda Midilli’nin Egeli dünyasını yansıtan manzaralara açılıyor. İnce kumlu sahilleri, zengin sualtı dünyası, zeytin ağaçları ve türkuvaz sularında kızıl günbatımıyla Kalem Adası, eşine az rastlanır bir tatil seçeneği oluşturuyor.

Çandarlı / Aliağa
Volkanik bir dağın önünde yer alan Çandarlı Körfezi, Kanlıburun ile Arslanlı Burun arasında irili ufaklı birçok koydan oluşuyor. Bunaltıcı yaz sıcaklarında püfür püfür esen serinletici rüzgârlarıyla tanınıyor. Kıyılarını antik kalıntılar süslüyor. Sanayi devi Aliağa’da bile denizi pırıl pırıl

Çandarlı / Aliağa
Gezi Rotası: Antikçağda bir Helen boyu olan Aiollerin yerleştiği Ege Bölgesi’nin kıyı kesimi Aiolis adıyla anılıyor. Kuzeyde Bakırçay, güneyden Gediz ile sınırlanan bölge Çandarlı Körfezi’nin tamamı ile Foça sahillerini kapsıyor. Sayısız koyun sıralandığı bu girintili çıkıntılı kıyılar Ege’nin en güzel deniz manzaralarının bir bölümü ile tarihsel değerleri birlikte sunuyor. Tarihsel kalıntılar yani antik Aiol kentlerine ait örenyerleri ağır bir yağmaya uğramış ve geriye çok az şey kalmış. Ancak bu kentler kuruluş yerlerinin etkileyiciliği nedeniyle ziyareti hak ediyor. Aiolis kıyılarını gezmek isteyenler Dikili’den itibaren kıyıyı izleyerek ya da Çanakkale İzmir yolundan Çandarlı yoluna saparak tura başlayabilir. Kıyıdan gelindiği takdirde Denizköy’den körfeze giriş yapılır. Sonraki durak antik Pitane yerine kurulmuş olan Çandarlı beldesi. Denize bir boynuz gibi uzanan bir yarımada üzerindeki Çandarlı, çok iyi korunmuş bir Ceneviz kalesi ile dikkati çekiyor. Buradan önemli doğa alanı Bakırçay Deltası’nı görürsünüz. Anayola dönüldüğünde, Kazıkbağları köyünden kıyıya doğru, antik liman kenti Elaia’nın çok iyi durumdaki mendirek kalıntıları görülebilir. Bundan sonra kıyıdan ayrılarak Yunt Dağı eteklerinde, Köseler köyündeki, kıyıdakilerin aksine az yağmalanmış önemli Aigi kenti görülebilir. Kıyıya dönüldüğünde Yenişakran’da Gryneion, daha sonra da Myrina kentlerinin kalıntıları daha doğrusu bunların harika yerleri ziyaret edilir. Ağır sanayi bölgesi olmasına karşın kıyı kasabası havasındaki Aliağa’dan Nemrut Körfezi’ndeki zengin buluntuları ortaya çıkarılan Kyme’ye gidilir. Bundan sonraki etap eski Rum taş evleriyle dolu dağ köyü Kozbeyli, sonra Yenifoça’dır. Yenifoça Foça arasındaki yol harika koylardan geçer. Tur Foça’da sona erer.

Çandarlı: Antik dönemdeki Pitane bugün Çandarlı olarak biliniyor. Körfeze uzanan bir buruna kurulu ilçenin üç tarafı da denizle çevrili. Antik yerleşimden geriye hemen hemen hiçbir şey kalmamış. İlçenin Cenevizlilerden kalma kalesi Çandarlı Halil Paşa zamanında onarıldı.

Denizköy: Çandarlı’nın kuzeydoğusunda bulunan köye günübirlik bir gezinti yapılabilir. Köye ilçeden dolmuşlar kalkıyor. Bu sahil köyündeki tertemiz plajda yüzebilirsiniz. Köyün karşısında adalar bulunuyor.

Elaia: Bergama’ya bağlı Zeytinbağ beldesinin Kazıkbağları Mahallesi’nde bulunuyor. Kazıkbağları’ndan birkaç kilometrelik tarla yollarından geçerek kentin günümüze ulaşan en sağlam kalıntısını, mendireğini görebilirsiniz. Ancak bu ıssız yerde bir tesis bulunmuyor.

Pitane: İzmir’ in Dikili ilçesinin güneyinde, Çandarlı bucağı sınırları içindeki kentte sur duvarları ve Venedik Kalesi görülebilen kalıntılardan. Kentin arkaik devir nekropolisi ünlü.

Gryneion: Aliağa’ya bağlı Yenişakran beldesinin bir kilometre kadar dışında, denize hançer gibi uzanan küçük bir yarımada üzerinde yer alır. Zakkumların açtığı yaz mevsiminde çok etkileyici manzaralarla karşılaşırsınız. Sahilinden denize girebilirsiniz.

Aigai: Yenişakran’a bağı Köseler köyünden iki kilometre sonra antik kente varıyorsunuz. Herodotos Aigai’yi 12 Aiolis kentinden biri olarak sayıyor. Pers işgalinden etkilenmediğinden, birçok eşzamanlı kentten farklı olarak arkaik dönem kalıntıları açısından zengindir. Hellenistik dönemde, İÖ 218’de Pergamon Krallığı, daha sonra da Roma egemenliğine giren kent, bölgedeki diğer yerleşmeler gibi İS 17’de depremle sarsıldı. Bu yıkımın ardından İmparator Tiberius’un yardımlarıyla yeniden inşa edildi. Gün Dağı’ndaki erişilmesi güç yerleşme, arazinin yapısına uygun şekilde teraslar üzerinde kurulmuş ve sur duvarlarıyla çevrelenmişti. Kentte üç katlı agora, sütunlu galeri, tiyatro, gymnasion, meclis yapısıyla İÖ 2. yüzyıla ait Demeter’e adanan ve İÖ 48’de Prokonsül Servilius İsauricus’un Apollon Khesterios için yaptırdığı tapınak kalıntıları görülebilir.

Myrina: Antik kent, Aliağa’dan sonra Güzelhisar Çayı’nın deltasında “Öteki” ve “Beriki” adı verilen iki tepeye ve aralarındaki koya yerleşmiş. Ancak günümüze sadece liman kalıntıları ulaşmış.

Kyme: Aliağa’ya yaklaşık 4 kilometre kala soldaki sarı tabelayı takip ettiğinizde Kyme’ye ulaşırsınız. Aiolis bölgesinin en büyük kenti olan antik kent çevredeki sanayi tesislerinin arasına sıkışmış durumdadır. Kentten çıkarılan birçok heykel bugün İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Foça
Foça, Çandarlı Körfezi ile İzmir Körfezi arasında yarımada üzerine kurulu. Arkeolojik, mimari ve doğa zenginliklerinin korunması amacıyla 1990’da Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi

Foça, Çandarlı Körfezi ile İzmir Körfezi arasında bir yarımada üzerine kurulu. Yunanistan’daki Dor istilasından kaçarak Ege sahillerine çıkan ve burada Smyrna dahil birçok yerleşim yeri kuran İonların kurdukları önemli merkezlerden biri de Foça’ydı. Antik Foça kenti 12 İon birliğine dahildi. Antik “Phokaia” adını foklardan alan Foça, döneminde önemli bir liman ve deniz gücüne sahipti. İÖ 7. yüzyıldan başlayarak hızlı bir yükselme dönemine giren Phokaia kenti, Heredot’a göre denizcilikte büyük gelişme gösterdi. 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde, hızlı tekneler kullanan Phokaialılar, uzun deniz yolculuğuna çıkan ilk Hellenlerdi. Arkeolojik, mimari ve doğa zenginliklerinin korunması amacıyla 1990´da Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiş. Eski Foça ile Yeni Foça arasında karşınıza çıkan koylar ilçenin en güzel plajlarını oluşturuyor. Foça içinden tekne turları ile çevredeki irili ufaklı pek çok ada ve koya ulaşmak mümkün. Bunlar arasında Orak Adası, İncir Adası ve Akdeniz foklarına ev sahipliği yapan Siren Kayalıkları da var. Bunların dışında Foça’ya 7 kilometre kala karşınıza çıkacak anıtmezar, Küçük Deniz ile Büyük Deniz arasında yer alan kale duvarları, Kybele tapınağı ve Şeytan Hamamı da görülebilecek diğer yerler arasında.

Adalar: Hayırsız (Atatürk), Metalik, Orak, Pide, Fener (Oğlak), Eşek, İncir adalarında fokların yanı sıra pek çok kuş türü barınıyor. Antikçağdan bu yana ününe ün katan Siren Kayalıkları Foça açıklarındaki adaların en büyüğü olan Orak Adası’nın güneybatısında. Bu kayalıklarda fokların barındığı; biri sualtında, beşi karada olmak üzere toplam altı mağara var. Akdeniz foklarının barınağı olduğu için adada kayalıklara çıkmak, yüzmek ve avlanmak yasak. Diğer adalarda ise yalnızca olta balıkçığına izin var. Akdeniz fokuyla ilgili bilgiyi Sualtı Araştırmaları Derneği Akdeniz Foku Araştırma Grubu’nun web sitesinde bulabilirsiniz. Bu siteden küçük bir bağış karşılığında bir fok evlat edinmeniz de mümkün.

Adalara ve Foça çevresindeki pek çok koya Foça’dan tekne turlarıyla gidilebiliyor. Foça merkezinden Foça Tur Kooperatifi’nin ve özel firmaların işlettiği teknelerle Foça çevresindeki adalara günübirlik turlar düzenleniyor.

Siren Kayalıkları: Adını, güzel sesleriyle gemicilerin aklını çelen efsanevi yaratıklardan alan Siren Kayalıkları, Orak Adası’nın güneybatısında. Biri sualtında, beşi karada toplam altı mağarada Akdeniz fokları yaşıyor. Homeros buradan, “yolunu şaşıran gemilerin çarptıkları kayalıklar” olarak söz eder.

Şeytan Hamamı: Foça’ya 2 kilometre mesafedeki, Çan Tepesi’nin eteğinde yer alan yapı, Şeytan Hamamı olarak biliniyor.

Beşkapılar: Foça Körfezi’nin en batısındaki yarımadanın ucunda bulunan Osmanlı kalesine ait kayıkhane, sayısı beş olan kemerlerinden ötürü Beşkapılar adını almış. Osmanlı kalesi ise, 13. yüzyılda Cenevizliler, 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlılar tarafından onarılan arkaik devir surlarının üzerinde yer alıyor.

Kybele Kutsal Alanı: Antik limana bakan kutsal alan İÖ 6. yüzyıl başlarına tarihleniyor. Kazılar sonrası açık hava müzesi görünümü kazanan kutsal alan, Anadolu´nun en eski Ana Tanrıçası Kybele´ye adanmış.

Fatih Camii: 1455 yılında Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan cami Eski Adliye Sokağı üzerinde.

Hafız Süleyman Ağa Mescidi: Halk arasında Süleyman Ağa Mescidi olarak bilinen yapı, 1548 yılında Foça Kalesi Dizdarı Hamzaoğlu Mustafa tarafından yaptırıldı.

Phokaia: Eski Foça’yı yeni Foça’ya bağlayan karayolu üzerindeki İon kenti, Aiol bölgesinde yer alıyor. Tarihi İÖ 8. yüzyıla kadar izlenebilen Phokaia, Kybele tapınımının olduğu en önemli merkezdi. Athena tapınağından günümüze İon sütun başlıkları kalmış. Kentin 8 kilometre doğusundaki mezar anıtı halk arasında Taşkule adıyla biliniyor.

Panaztepe: Menemen´in 13 kilometre batısındaki yerleşmenin tarihi İÖ 4. bine kadar iniyor. Kapladığı alan Troia´nın en az on katı olan Panaztepe´de çeşitli yapı kalıntıları ve keramik parçaları bulunuyor.

Larissa: Menemen ilçesinin yakınlarındaki kent İÖ 8. yüzyılın sonuna tarihlenir. Kalıntılar arasında tapınak ve akropolisin sur parçaları bulunuyor. Kente ait mimari parçalar İzmir Arkeoloji Müzesi’nde, diğer eserler ise Stockholm ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor.

Tire
İzmir’in ilçesi Tire, camileriyle olduğu kadar doğası ve el sanatlarıyla da ünlü.

Tire Müzesi: Müzede arkeolojik, etnoğrafik eserler ile sikkeler 2 salonda teşhir edilmekte, bahçesinde ise Beylik ve Osmanlı mezar taşları başta olmak üzere çeşitli taş ve toprak eserler sergileniyor.

Necip Paşa Kütüphanesi: Kütüphane 1827 yılında, II. Mahmud devrinde, Gürcü Mehmed Necip Paşa tarafından yaptırıldı. Osmanlı devri klasik mimari üslubunda inşa edilen kütüphane, kare şeklinde ve tek mekânlı. Kütüphanede 1147’si yazma, 1135’i değerli basma, toplam 2 bin 282 adet Osmanlı dönemine ait kitap bulunuyor. Cumhuriyet dönemine ait kitap sayısı ise 900 civarında. Günümüzde bilimsel kuruluşlara ve araştırmacılara mikrofilm ünitesi ve bilgisayarla hizmet veriliyor.

Ulu Cami: Atatürk Caddesi üzerinde bulunan yapı Tire’nin büyük camileri arasında sayılır. Caminin yapılış tarihiyle ilgili kesin bir bilgi bulunmuyor. Bazı kaynaklarda 15. yüzyılda İzmiroğlu Cüneyd Bey tarafından inşa ettirildiği yazar. Üç kapısı bulunan cami, 16 yığma ayağa oturtulmuş.

Tire’deki diğer önemli camiler ve yapılar: Yeni Cami, Yalınayak Camii, Kara Kadı Necmeddin Külliyesi, Yeşil İmaret Zaviyesi (Yahşibey Camii), Mehmed Bey Camii, Hüsameddin Camii, Fadıloğlu Camii, Hacı Mehmed Ali Ağa Camii, Tahtakale Camii, Aydınoğlu Mehmet Bey Camii, Narin Camii, Süratli (Suretli) Mehmed Paşa Camii, Karahasan Camii, Çanakçı Mescidi, Süleyman Şah Türbesi Tire’nin tarihi ziyaret noktaları.

Urla
İzmir’in ilçesi Urla, kentin batısında Urla Yarımadası’nın orta kısmına kurulu.

Kokarkoy: Urla’nın güneyinde. Kokarkoy’da, hem tarihi hem de doğal güzellikler bir arada. Kokarkoy’un temiz denizi bazı yerlerde 98 m. derinliğe ulaşıyor.

Karantina Adası: Urla kıyılarının yaklaşık 100 metre açığındaki Karantina Adası 320 dönüm alana yayılıyor. Ada, adını Fransızların 1865 yılında yaptığı karantina tesislerinden aldı. Ada 1955 yılında karayoluyla Urla’ya bağlandı. Aslında bu adanın karaya ilk bağlanışı değil; bazı kaynaklarda adanın Büyük İskender zamanında karaya bir yolla bağlandığı geçer. Öte yandan adada antik Klazomenai kentinin kazıları sürüyor. Karantina Adası antik metinlere göre İÖ 5. yüzyılda Pers istilasından kaçan Klazomenaililerin saklandıkları yerdir. Bugün adada kurulu Urla Devlet Hastanesi ve Sağlık Bakanlığı’nın dinlenme tesislerinin yanı sıra otel de var.

Yassıca (Alman) Ada: İzmirlilerin yaz sezonunda kolaylıkla ulaşabildiği Yassıca Ada’ya Denizcilik İşletmeleri’nin tarifeli vapur seferi var. Ada yolcuları gerek Konak İskelesi’nden, gerekse Karşıyaka İskelesi’nden düzenli seferlerle Yassıca Ada’ya gidebiliyor. Yassıca Ada’da ziyaretçilerin yararlanabileceği kumsallar ve restoranlar var. Adada İstanbul adalarında olduğu gibi motorlu taşıt bulunmadığı gibi devamlı bir yerleşim de yok. Ada iskelesinde özel teknelerin de yararlanıp hizmet alabileceği bir bölüm bulunuyor. Yassıca Ada’da haziran ayında başlayan yaz sezonu, eylül ayına kadar devam ediyor. Adayı sezonda ziyaret eden kişi sayısının günde bini geçtiği tahmin ediliyor.

Malgaça İçmeleri: Mide, böbrek, safrakesesi hastalıklarına iyi gelen içme suyuyla ünlü. Ayrıca, kilometrelerce uzunluğunda doğal plaja sahip.

Klazomenai: İzmir Körfezi’nin kuzeyindeki kentin en erken yerleşimi bugünkü modern limanın doğusunda, Limantepe adıyla anılan prehistorik höyük. Klazomenai, İÖ 10. yüzyılın ortalarında bugünkü yerine taşınmış. Dünyanın en eski zeytinyağı atölyelerinden birinin de sahibi olan Klazomenai’nin nekropolisi Yıldıztepe’de bulunuyor.

Güvendik Tepesi: Çeşmealtı üstündeki bu tepeden açık havada İzmir Körfezi’ni görmek mümkün. Güneşin doğuşu ve mehtaplı gecelerde sunduğu inanılmaz görüntüleriyle ünlü. Tepede, leziz et yemekleri yiyebilirsiniz.

Özbek Köyü: Balıkçılık ve ziraatle geçinen köyün camisi içinde asırlık ağaçlar var. Otantik havası ve yarımadanın batı kıyılarındaki yat limanı görülmeye değer.

Bademler Köyü: Tiyatrosu olan ilk köy. Oyuncular da ziraatle uğraşan köylüler. Bademli köyü, kütüphanesi, özel çocuk oyuncakları müzesi ve çiçek seraları ile ünlü. Susuz Yaz filmi bu köyde çekilmiş.

Teos: Sığacık’a 4 km. uzaklıkta. Antik iskele, Arkaik ve Hellenistik devir sur kalıntıları, tiyatro, Roma devri odeonu ve batıdaki nekropoliste bulunan kaya mezarları Teos antik kenttinin zenginlikleri arasında. Antik dünyanın en büyük Dionysos tapınağı da burada.

Mynonnessos: Kent, 60 m. yüksekliğindeki sarp bir kayadan oluşan Sıçan Adası’nda. Doğanbey Burnu’nun yaklaşık 1.5 km. kuzeyinde kalan kayalığa karadan ulaşmak oldukça güç.

Sığacık: Urla’nın güneyinde, Seferihisar’ın 5 km. batısında kurulu Sığacık, kendi adıyla anılan körfezin kıyısına kurulu şirin bir balıkçı kasabası. Liman çevresinde balıkçı lokantaları sıralı.

Karaburun
Karaburun, İzmir Urla yarımadası’nın Balıkova ve Gerence koyları arasındaki hattın kuzey bölümünü oluşturan Karaburun Yarımadası’nda kurulu. Tüm dünyada sayıları oldukça azalan Akdeniz Foku’nun (Monachus monachus ) bulunduğu mavi bayraklı Karaburun sahilleri yolunun bol virajlı olmasından dolayı yoğun turist kalabalığından da uzak, keşfedilmeyi bekliyor.

Karaburun Yarımadası’na ulaşmak için İzmir Çeşme yönünde Urla kavşağını geçtikten sonra biraz ilerideki Karaburun çıkışından otoyoldan çıkarak rotamıza başlayabiliriz. Yarımadanın çevresini dolaşan bu rota hafta sonunu geçirmek için alternatif güzergâh arayanlar için zengin seçenekler sunuyor. Yol boyunca birçok balıkçı köyleri, saklı koylar karşınıza çıkacak. Otoyoldan çıktıktan sonra sahil yolu virajlı ve dar. Kuzeye doğru ilerlerken Balıkova, Mordoğan ve Kaynarpınar köylerini geçeceksiniz. Buralarda küçük mütevazı balıkçı lokantalarında mola verebilirsiniz. Mordoğan’da konaklama seçenekleri de mevcut. Bir sonraki nokta Kaynarpınar’a bir kilometre mesafedeki dağda bulunan İnecik köyü. Köyde eski Rum evleri ile süslü daracık sokaklarda gezip, fotoğraf çekebilirsiniz. Köyün kahvesinde çay molası verebilirsiniz. Karaburun’a gelmeden yolda birçok plaj göreceksiniz. Ardıç, İçmekıyısı, Bodrum, Mimoza plajları bunlardan birkaçı. Karaburun’da geceyi geçirebilirsiniz. İskelesinde birçok balıkçı lokantası var. Karaburun’dan dağlara doğru iki tur yapabilirsiniz. Buradan iki kilometre sonra yol Akdağ yönüne doğru ayrılacak. Arabayla kolayca Akdağ zirvesine kadar gidebilirsiniz. Burası yarımadanın en yüksek noktası ve tüm koyların seyredilebildiği panoramik manzara sunuyor. Akdağ’ın tam ters yönüne sapan yol ise sizi Yaylaköy’e götürecektir. Burası yarımadanın en yüksek rakımda kurulu köyü. Buradan yola devam ederseniz Küçükbahçe köyüne ulaşırsınız. Buradaki küçük pansiyonda kalabilirsiniz. Rotayı kıyı boyunca takip etmek isteyenler Karaburun’a geri dönüp, yola balıkçı köyü Yeniliman’dan devam edebilir. Yol boyunca sıralanan Haseki, Sarpıncık ve Sazak köyleri terk edilmiş köyler. Deniz molası vermek isteyenler denize dik inen yolları takip edip Sarpıncık’tan Hamzabükü ve Parlak’tan da Badembükü’ne inebilir. Anayola tekrar çıktığınızda Küçükbahçe köyüne ulaşırsınız. Yol üzerindeki Karareis yazlık sitelerle dolu. Burada durmayıp Gerence’den geçip Ildırı’da mola verebilirsiniz. Burada küçük butik oteller ve balıkçı lokantaları var. Gelmişken Erythrai antik kenti kalıntıları da ziyaret edilebilir. Karaburun’da iki tane “mavi bayrak” taşıyan plaj bulunuyor. Kuyucak ve Akvaryum (İncirlikoy) plajları dışında Bodrum Plajı da mavi bayrak almak üzere. Karaburun’da alternatif turizm seçenekleri de bulunuyor. Bazı turizm şirketlerinin düzenlediği turlara katılarak trekking, tüplü ya da tüpsüz dalış, kanyon geçişi, cip ve moto-safariler yapılabilir. Karaburun Şenliği her yıl ağustos ayının ikinci haftasında yapılıyor. Ayrıca bilim kongreleri ve Ütopya toplantıları da ilçede düzenleniyor. Köy kadınlarının kurduğu Agro-Eko Turizm Kadınlar Kooperatifi çeşitli elişleri, değişik reçeller (enginar, domates, karabaşotu çiçeği) ve karanfil kokulu kolyeler yapıyor. Bunlar tatil dönüşü satın alınabilir.

Çeşme/Alaçatı
Son yılların gözde tatil merkezlerinden Çeşme, İzmir’in güneybatısında.

Çeşme: Sadece Ilıca, Alaçatı da değil, Çeşme’nin kıyısındaki Dalyan Koyu da ince, altın kumlarla bezelidir. Sokakları bölgeye adlarını veren çeşmelerle, mimari özellikleriyle literatüre geçmiş evlerle süslü. Çeşme’nin tarihi havasını solumak isteyenler görkemli kaleyi ziyaret etmeli. Çeşme civarında durgun sularıyla Altınkum, Pırlanta, Tursite koyları ve “beach club”ların toplandığı Ayayorgi Koyu günlük aktiviteler ve deniz için tercih edilebilir.

Karada: Eskiden Rumların yaşadığı adada kilise kalıntısının yanı sıra birkaç eski taş ev görülebilir. Adanın Bandırma Koyu ile Mercan Geçidi’ndeki iki koy ada ziyaretçilerinin yüzmek için tercih ettiği koylar arasında. Adanın kuzeydoğusundaki Nadin Mağarası da adaya yolu düşenlerin ziyaret ettiği, ilgi gören bir nokta. Yaz sezonunda haziran ayından itibaren Çeşme’den Karaada’ya günlük tekne turları düzenleniyor.

Alaçatı: Alaçatı, Ege kıyılarımızda taş işçiliğine dayanan geneneksel mimarinin en son kalelerinden. Bu nedenle kasabanın kendisi sokak sokak gezilmesi gereken bir yer. Yine 1970’lere kadar ayakta olduğu bilenen dört kiliseden biri bugün Pazaryeri Camii olarak hizmet veren Ayios Kostantinos Kilisesi (1874). Son zamanlara kadar sadece kavunu ile meşhur Ovacık köyü, üzüm bağlarına yeniden kavuşuyor.

Ildırı (Erythrai): Alaçatı’ya yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Ildırı köyü, doğası ve tarihi kalıntılarıyla günübirlik ziyaret için ideal bir yer. Ildırı, Erythrai antik kentinin üzerinde bulunuyor. Giritlilerin kurduğu, Lykialıların, Karialıların ve Pamphylialıların da yaşadığı, Ionia Birliği’ne bağlı 12 kentten birisi Erythrai’den geride kalanlar burada. Athena Tapınağı kalıntıları, kilise, tiyatro, devlet agorası, tapınak biçimli mezar anıtı, Hellenistik devir villası, Roma villası, megaron biçimli evler, Herakles tapınak yeri, kent duvarları, Erythrol Tiyatrosu’nun iskeleti hâlâ görkemli. Antik tiyatronun da bulunduğu tepeden Gerence Körfezi’ndeki irili ufaklı adacıklar ve Sakız Adası manzarası mükemmel. Bir balıkçı köyü olan Ildırı’da balık fiyatları eskisi kadar mütevazı değil. Balık yemek için ikinci önemli alternatif de yarımadanın kuzeybatı ucundaki Dalyanköy.

Ilıca: Yaklaşık iki kilometrelik plajı ve Yıldızburnu mevkiinde denizden kaynayan şifalı sıcak termal suyuyla ünlü. Ilıca’dan 5 kilometre uzaktaki Şifne’de de termal banyolar ve içmeler var.

Selçuk
Selçuk, Ege Bölgesi’nde İzmir’in tarih zenginliği en yoğun ilçelerinin başında geliyor.

Efes Arkeoloji Müzesi: En çok ziyaret edilen müzelerden. Ephesos kazılarında bulunan zengin arkeolojik malzemeler ve Anadolu’nun antikçağdan günümüze en iyi korunmuş evlerine ait buluntular sergileniyor.

Ephesos (Efes): Bir liman kenti olarak İÖ 10. yüzyılda kurulan Ephesos Hellenistik ve Roma dönemlerinde görkemli zamanlarını yaşadı. Nüfusu 200 bin kişiye ulaşan kent Roma döneminde Asia eyaletinin başkenti oldu. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen, İÖ 6. yüzyıla ait Artemis Tapınağı, İÖ 356 yılında adını tarihe geçirmek isteyen Herostratos tarafından yakıldı ve aynı yüzyılda yeniden inşa edildi. Mozaikleri, duvar freskleri ile korunan çok katlı zengin evlerinin bulunduğu Yamaç Evler bugün çatı koruması altında. Roma dönemi Ephesos’u, döneminin tüm kentsel donanımlarını doğal çevresine uydurulmuş, kendine has planı ile birlikte görürüz. Celcus Kütüphanesi, Traianus Çeşmesi gibi özel yapıların yanı sıra Ephesos’un çevresinde Hz. Meryem adına inşa edilen ilk kiliseden St. Jean Kilisesi ve İsabey Camii’ne kadar çok sayıda yapı bulunuyor.

Meryem Ana Evi: Ephesos’a 9 km. Aladağ, Meryem Ana’nın yaşadığı ve öldüğü yer olarak Hıristiyanların önemli bir hac merkezi. Burada şifalı olduğuna inanılan bir de kaynak var.

Lebedos: Ephesos’un 36 km. kuzeybatısındaki Kısık Yarımadası’nda. Bazilika, tiyatro, iki metre kalınlığındaki kent surları ve Seferihisar’dan 17 km. uzaklıktaki hamam önemli kalıntılar.

Kolophon: Menderes ilçesine bağlı Değirmendere bucağı yakınlarındaki kent, İÖ 9. yüzyıl civarında kurulmuş. Denizciliği ve atlarıyla ünlü Kolophon’un en önemli yapılardan biri İÖ 4. yüzyıla tarihlenen stoa.

Baklatepe: Gümüldür Menderes arasında, Bulgurca köyü yakınlarındaki Baklatepe’nin tarihi İÖ 6. bine uzanıyor. Yerleşmede evler, sokaklar ve çeşitli dönemlere ait mezarlar bulunuyor.

Metropolis: İzmir’in Torbalı ilçesi yakınlarında Kaystros (Küçük Menderes) Ovası’na hâkim bir konumda kurulmuştu. İlk yerleşim İÖ 3. binyılın başlarında gerçekleşmişti. Kent adını beş kilometre uzaklıktaki Meter Galesia isimli Anatanrıçanın kutsal mağarasından alıyordu. Üzüm, zeytin ve meyveciliğe dayalı tarım ile mermer yataklarına yakınlığı kent için önemli gelir kaynakları oluşturuyordu. Strabon, Ege Bölgesi’ndeki ünlü şarap merkezleri arasında Metropolis’i de sayar. Bu durum Metropolis’e ticari hayatta bir üstünlük kazandırmıştı ki bir yazıtta adı geçen Hegesias isimli banker gibi zengin insanların yaşadığı bir yer haline gelmişti. Kent İÖ 2. yüzyılda, Hellenistik dönemde oldukça gelişti. Bu dönemde üstü kapalı sütunlu galeri, tiyatro ve meclis binası gibi anıtsal kamu binaları yapıldı. İÖ 150 yıllarında yapılan tiyatrosu Anadolu’da türünün en erken taş örneklerinden.

Klaros: Menderes ilçesinin Değirmendere bucağına bağlı Ahmetbeyli köyünde. Apollon’a ait bir bilicilik merkeziydi Klaros. Antik Kolophon kentine bağlıydı. Mitolojik anlatıma göre Thebaialı kâhin Manto tarafından kuruldu. Klaros’ta ele geçen en eski keramikler İÖ 10. yüzyıla tarihleniyor. Antik yazarlar buradaki kâhinden kehanet istemeye gidildiğinde, kâhinin mağaraya gidip kutsal kaynaktan su içtiğini ve sonra ziyaretçinin aklındaki soruyu ona sormadan yanıtladığını anlatıyorlar. Fakat bu suyu içenlerin ömrünün kısaldığını da bildiriyor. Bir deprem sonucu yıkılan Klaros yanından akan çayın suları altında kaldı. Beş yılda bir Apollon için bayramların kutlandığı bilicilik merkezinde bir Apollon Tapınağı ve hemen yanında da kardeşi Artemis için daha küçük bir tapınak bulunuyor. Anıtsal bir kapıdan giriliyor tapınağa. Tapınakta yapılan kazılarda yaklaşık sekiz metre yüksekliğinde oturan bir Apollon ve onun iki yanında kız kardeşi Artemis ile annesi Leto’nun heykelleri bulundu.

Magnesia: Germencik ilçesinde, Ortaklar-Söke karayolu üzerindeki kent, en görkemli günlerini Hellenistik devirde yaşamış. Yaklaşık 1.5 km.’lik bir alanı kaplayan Magnesia, surlarla çevrili. Hermogenes’in başyapıtı Artemis Leukophryene tapınağı burada. Ayrıca hamam, tiyatro ve stadium diğer önemli yapılar.

Şirince: Selçuk ilçesine 8 kilometre uzaklıkta. Selçuk’tan İzmir yönüne doğru giderken sağda Şirince ayrımı var. Meyve ağaçları arasından kıvrılarak yukarı doğru tırmanan asfalt yol sizi Şirince’ye ulaştırır. Köyün genel havası da adı gibi şirin. Dağların kucak açtığı bembeyaz evleri ve köyü çevreleyen yemyeşil bir doğası var Şirince’nin. Her yıl ekim ayında Bağbozumu Şenliği’ne ve Şarap Festivali’ne ev sahipliği yapan Şirince, huzurlu bir tatil arayanların gözdesi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>